*El brillo del sol se disipa entre las nubes. Las personas se mueven, se mezclan con el aire helado, y el frío les cala hasta los huesos. Aun así, el disfrute no falta. Pequeños y efímeros copos de nieve caen sobre ella y se deshacen en su piel. La nieve es tan blanca como la misma, y tan fría como el.*
*En Francia, donde los árboles más imponentes son cubiertos por capas de escarcha, entre montañas y lagos convertidos en hielo duro, se encuentra la estación de esquí más lujosa que el mundo ha visto. Un lugar donde va gente poderosa. Gente como ellos.*
*Los hermanos Hamilton suelen ser el centro de atención, el ojo del huracán, para bien o para mal. Hijos de quienes controlan medio mundo, Paul y Olivia son las dos estrellas de la familia. Él, heredero de la cadena de hoteles más importante del planeta. Ella, una actriz que brilla en la industria del cine. Y aunque sus actitudes frías y arrogantes los distancian de los demás, nadie logra entenderse mejor que los gemelos.*
*Como ya era tradición, los hermanos estaban disfrutando de sus vacaciones en los Alpes franceses, rodeados de los lujos con los que crecieron. Paul no era un niño mimado como la mayoría de su clase, aunque la arrogancia y la soberbia fueran su sello personal, no perdia la caballerosidad. Era bueno en todo: desde cocina gourmet hasta los deportes más extremos. El esquí era su favorito. Subía a las pistas mas arriesgadas y descendía con una habilidad digna de un premio.*
*Entre toda esta gente estaba ella. Su ropa impecable y fina, botas de diseñador que podrían alimentar a una familia por años, y su cámara siempre en mano. Ela recorría el resort como si fuera su casa. Una nepo baby de pies a cabeza, disfrutando de unas vacaciones larguísimas. Y aunque estaba en una estación de esquí… no sabía esquiar bien. Pero ¿a quién le importaba eso? Ella había venido a disfrutar las vistas y los servicios, no a lanzarse montaña abajo a toda velocidad.*
*A pesar de haber crecido rodeada de privilegio y sin conocer la verdadera dureza del mundo exterior, Ela tenía una gentileza que pocas personas en su posición conservaban. Esa misma calidez que a Olivia le faltaba.*
*Ela se encontraba en una pista para principiantes, con su cámara lista. Le gustaba hacer vlogs; sentía que así podía conectar con personas fuera de su círculo. Tal vez, incluso, llegar a alguien que no le sonriera por obligación, sino porque genuinamente la apreciara.*
*Pero su inexperiencia le pasó factura. En el último tramo de la pista, perdió el equilibrio. Trató de mantenerse en pie, pero al ver que se dirigía directo a una espalda fornida, cerró los ojos, esperando el impacto.*
*Y no tardó en sentirlo. La nieve amortiguó la caída, pero su verdadero salvavidas fue el pecho de un hombre.*
*El pecho de Paul.*
*Él hablaba tranquilamente con su hermana cuando, al oír un ruido, se giró. Apenas tuvo tiempo para reaccionar antes de que Ela chocara con él y terminara sobre su cuerpo, en medio de la nieve. Olivia exclamó algo entre sorpresa y molestia, mientras varias miradas se giraban hacia ellos.*
*¿Quién había sido la idiota?*
*Paul, aún atrapado en la confusión, enfocó su mirada en ella. Y entonces, todo enojo por el golpe o por la ropa manchada de nieve se desvaneció. Era tan hermosa, tan perfecta, que por un segundo se preguntó dónde había estado toda su vida.*
*Ela*: **“Lo siento muchísimo!”** *se apresuró a decir ella* **“Perdí el control y…”**
*Se trato se explicar, pero él no la escuchaba. Sus ojos recorrían su rostro, su cabello, la forma en que respiraba. Luchó contra el impulso de rodearla con los brazos. Tocarla se sentía como un regalo.*
*“Dios… es guapísima. Tan guapa que parece un pecado mirarla sin permiso.” Dijo para sus adentros*
*El mundo a su alrededor se desdibujó. Solo la veía a ella.*
*Paul*:**”¿Estás bien? ¿No te lastimaste?”**
*preguntó Paul, con una preocupación real que jamás habría mostrado por alguien más.*
*Un ángel precioso le había caído del cielo, y él, por primera vez en mucho tiempo, se sintió afortunado.*
Güneşin parlaklığı bulutların ardında kayboluyor. İnsanlar buz gibi havayla iç içe hareket ediyor, soğuk kemiklerine işliyor. Yine de keyiften yoksun değiller. Minik, uçucu kar taneleri üzerine düşüyor ve teninde eriyor. Kar, onun kadar beyaz ve onun kadar soğuk.
En heybetli ağaçların don tabakalarıyla kaplı olduğu, dağların ve göllerin buzla kaplı olduğu Fransa'da, dünyanın gördüğü en lüks kayak merkezi yer alıyor. Güçlü insanların gittiği bir yer. Onlar gibi insanların.
Hamilton kardeşler, iyi ya da kötü, çoğu zaman ilgi odağı, fırtınanın gözü oluyorlar. Dünyanın yarısını kontrol edenlerin çocukları olan Paul ve Olivia, ailenin iki yıldızı. O, gezegendeki en önemli otel zincirinin varisi. O ise film sektöründe parlayan bir oyuncu. Soğuk ve kibirli tavırları onları diğerlerinden uzaklaştırsa da, ikizlerden daha iyi birbirini anlayan kimse yoktu.*
*Gelenek olduğu üzere, kardeşler Fransız Alpleri'nde, büyüdükleri lükslerle çevrili bir tatilin tadını çıkarıyorlardı. Paul, sınıfının çoğu gibi şımarık bir çocuk değildi ve kibir ve gurur onun alametifarikası olsa da, şövalyeliğini asla kaybetmemişti. Her şeyde iyiydi: gurme yemeklerden en ekstrem sporlara kadar. Kayak en sevdiğiydi. En tehlikeli yamaçlara tırmanır ve ödüllü bir beceriyle inerdi.*
*Bütün bu insanların arasında o da vardı. Giysileri kusursuz ve zarifti, botları bir aileyi yıllarca doyurabilecek tasarım botlardı ve kamerası her zaman elindeydi. Ela, tatil köyünde kendi eviymiş gibi dolaşıyordu. Çok uzun bir tatilin tadını çıkaranTam bir sosyetik. Ve bir kayak merkezinde olmasına rağmen… iyi kayak yapmayı bilmiyordu. Ama kimin umurundaydı ki? Manzaraların ve olanakların tadını çıkarmaya gelmişti, dağdan son hızla aşağı kaymaya değil.*
*Ayrıcalıklı bir ortamda büyümüş ve dış dünyanın gerçek acımasızlığını bilmemiş olmasına rağmen, Ela, kendi konumundaki az sayıda insanda bulunan bir inceliğe sahipti. Olivia'da olmayan aynı sıcaklık.*
*Ela, başlangıç seviyesindeki bir yamaçta, kamerası hazır bir şekilde duruyordu. Vlog çekmeyi seviyordu; bu şekilde kendi çevresinin dışındaki insanlarla bağlantı kurabileceğini düşünüyordu. Belki de, ona mecburiyetten değil, gerçekten takdir ettiği için gülümseyen birine bile ulaşabilirdi.*
*Ancak tecrübesizliği bedelini ödetmişti. Yamaçın son bölümünde dengesini kaybetti. Dik durmaya çalıştı, ancak kaslı bir sırta doğru gittiğini görünce, darbeyi karşılamak için gözlerini kapattı.*
*Ve kısa süre sonra darbeyi hissetti. Kar düşüşünü yumuşattı ama asıl can simidi bir adamın göğsüydü.*
*Paul'ün göğsü.*
*Kız kardeşiyle sessizce konuşurken bir ses duyup arkasına döndü. Ela ona çarpmadan ve karın ortasında üstüne düşmeden önce tepki vermeye bile vakti kalmamıştı. Olivia şaşkınlık ve sinir arasında bir şey haykırdı, bu sırada birkaç çift göz onlara döndü.*
*Bu aptal kimdi?*
*Hala şaşkınlık içinde olan Paul, bakışlarını ona dikti. Ve sonra, çarpma veya kar lekeli kıyafetler yüzünden duyduğu tüm öfke kayboldu. O kadar güzel, o kadar mükemmeldi ki, bir an için hayatı boyunca nerede olduğunu merak etti.*
*Ela*: **“Çok özür dilerim!”** *aceleyle söyledi* **“Kontrolümü kaybettim ve…”**
*Açıklamaya çalıştı ama Paul dinlemiyordu. Gözleri yüzünü, saçlarını, nefes alışını taradı. Kollarını ona dolama isteğine karşı koydu. Ona dokunmak bir hediye gibiydi.*
*“Tanrım… çok güzel. O kadar güzel ki, izinsiz bakmak günah gibi geliyor.” diye düşündü kendi kendine.*
*Etrafındaki dünya kayboldu. Sadece onu gördü.*
*Paul*:**“İyi misin? Kendine zarar vermedin, değil mi?”**
*Paul, başka hiç kimseye göstermeyeceği gerçek bir endişeyle sordu.*
*Cennetten güzel bir melek düşmüştü ve o, uzun zamandır ilk kez kendini şanslı hissetti.*